Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

Free, Mart 2007

YAŞAMA AT GÖZLÜĞÜ İLE BAKMAK: ÖN YARGI

Eskiden “peşin hüküm” denirdi. Bir tür kişinin kendi, eski düşüncelerinin, fikirlerinin esiri olması.  Sözlük, “Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin fikir” olarak tanımlıyor.

Biz Türkler, sebzeyi genellikle bir güzel pişirir yeriz. Batılı ise hafifçe pişirir. Eğer ön yargılıysanız, kendiniz gibi pişirmeyeni hor görürsünüz. Paradoksal gibi görünse de bu bir anlamda özgüven eksikliğidir. Kendinize yeterince güvenseniz, içinizden bir acaba geçer, acaba ben de az pişirsem daha mı iyi olur?

Özgüven yetmez. Yaşamı kavrayacak bilgimizin, bilgi birikimimizin iyi olması gerekir. Hayatta tek doğru, sizin bildiğiniz doğru olmayabilir, en emin olduğunuz konuda bile yanılıyor olabilirsiniz. Eski bir filozof, çok çok öğrendikten sonra, sorulunca, bildiği tek şeyin, bilmediğini bilmek olduğunu söylemiş. “Belki bir bildikleri vardır, bir bakayım” derseniz ve sebzeyi az pişirmeyi denerseniz, bilgisel olgunluğunuz yerinde demektir.

Özgüveniniz yerinde, bilginiz yeterli ama gene de yetmez. Esneklik gerekir. Esnekliğin yaşam için ne kadar önemli olduğunu doğada kolaylıkla görebiliriz. Nasılsa kuruyan bir dal esnekliğini kaybeder, bir rüzgârda, bir çarpmada kolayca kırılır, yok olur gider. Esnekse hayatta kalır. İnsan, teknolojisiyle, uygarlığıyla, sanatıyla bugünkü noktaya gelebildiyse, uyum yeteneği sayesinde gelebilmiştir. Uyum zekâdır, uyum esnekliktir.

Sonuçta hepimiz, bir oranda, ön yargılıyızdır. En iyimiz de, en az ön yargılı olanımızdır. Sebzeyi iyice pişirip yemek en iyisidir. Bilgimize güveniyorsak, bu uygulamamızın en iyisi olamayabileceğini kabul ederiz. Az pişirmek, belki vitamin, besin değeri hatta belki lezzet olarak daha iyi olabilir. Eğer yeterli esnekliğe de sahipsek bu defa taze fasulyeyi az pişirerek yeriz. Bundan sonrası kolay.

Yaşam keşke sebze pişirmek kadar kolay olsaydı, hatanın bedeli, sadece sebzenin az pişmişi-çok pişmişi farkı kadar az olsaydı. Oysa yaşam hatalarla doludur ve hataların bedeli büyükyür; üstelik birimizin hatasını başkamız, bazen büyük toplumlar çeker. Gelişmemiş toplumlar, birçok durumda, bilgisi kıt, dünyaya at gözlüğü ile bakan, özgüveni yetersiz, esnek düşünüp davranamayan ve sonuçta ön yargılarının esiri olan ve ona göre davranan kişilerce yönetildiği için gelişmemiştir.

Sonuçta ön yargılıysanız, kimliğiniz, kişiliğiniz gelişmeye kapalı demektir, daha iyiye ulaşma şansınız yoktur. Dahası her zaman çevreniz için kırıcı olursunuz, sevimsiz olursunuz.

Herkes bir oranda toplumu etkiler. Önder durumunda ise daha çok etkiler. Etkili kişilerdeki önyargı toplumun gelişmesini de önler.

Toplamı ön yargılı kişilerden oluşan toplum, bir tür esir kampıdır, yüz yıl önce ne ise bugün de öyledir, yüz yıl sonra da aynı olacaktır.